Geçtiğimiz 1 Nisan günü, Sözcü Gazetesinde yer alan bir haber, il olmayı bekleyen ilçelerde yaşayan yurttaşların il olma heveslerini yeniden depreştirdi. Söz konusu haber, “24 ilçe il olma yolunda! Türkiye'de il sayısı artacak mı?” başlığını taşıyordu. Doğal olarak böyle bir haber başlığı ciddi anlamda merak uyandırıyor ve ilgili kitlenin oldukça ilgisini çekiyordu. Herhangi bir idari tasarrufa ya da resmî demece dayanmayan söz konusu haberde yalnızca; “Türkiye’deki bazı ilçeler, il statüsü kazanma konusunda büyük beklentiler içerisine girdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 100 bin nüfusun üzerinde olan ve il merkezine en az 30 kilometre uzaklıkta bulunan ilçeler, il olma potansiyeli taşıyan yerler arasında yer alıyor. İl statüsü kazanabilmek için sadece bu coğrafi kriterlerin yeterli olmadığı, ekonomik gelişmişlik, altyapı, stratejik konum gibi faktörlerin de önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. TÜİK il statüsü kazanacak ilçeler için belirlediği kriterlerle bu sürecin nasıl işlediğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu kriterlere göre, sadece nüfusu 100 binin üzerinde olan ilçeler, il olma sürecine dahil ediliyor.” Şeklinde birtakım genel bilgilerine yer veriliyordu. Çok ilginçtir ki, masa başında hazırlandığı izlenimini veren bu kısacık haber bile il olmayı bekleyen ilçelerdeki gündemi tamamen değiştirecek bir etki yarattı. Ve söz konusu bu haber, aynı zamanda il olmayı bekleyen ilçelerin kamuoylarında çok çeşitli boyutlarıyla tartışılmaya başlandı. Tabii bu il olma haberleri ve bu haberlerle yaratılmak istenen çeşitli siyasal ve sosyal etkiler, ülkemiz ve toplumumuz için yeni bir olgu değil. Her nedense bu tip haberler zaman zaman sanki bir temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze konuluyor. Şimdilerde herhalde bunun yeni bir versiyonunu yaşıyoruz. Aynı senaryo acaba neden yeniden vizyona sokuluyor. Elbette ki, il olma konusunda sorulan bu çeşit soruların çok çeşitli cevapları bulunuyor. Bu cevaplar, biliniyor bilinmesine ama, insanlarımız her nedense il olma haberlerini bir kez duyduktan sonra artık bu konuları konuşup tartışmaktan ve il olma yolunda çeşitli girişimlerde bulunmaktan bir türlü vaz geçemiyorlar. Bu tartışmalar sırasında doğru bilinen pek çok yanlış da açıklığa kavuşturulmadan arada öylece kaynayıp gidiyor. Bu yanlışların en önemlisi, yaygın olarak bilinen ve sıklıkla dile getirilen “Türkiye’de illerin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı” bilgisidir. İşin aslına bakarsanız Türkiye’de, Anayasa gereğince kanunun açıkça düzenlediği konularda kararname çıkarılamayacağı için 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun açık hükmü nedeniyle Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir ilin kurulması mümkün değildir. İller ancak kanunla kurulabilir. Türkiye’de ilçelerin il ya da illerin ilçe yapılmasının bir hayli uzun bir geçmişi vardır.  Kısaca belirtecek olursak, Türkiye’nin 1957 yılında 67 olan il sayısı, 32 yıl boyunca hiç değişmeden 1989 yılına kadar gelebilmiş ve 1989 yılından sonra ise siyasal anlayışların değişerek oy hesaplarına ve siyasi pragmaya odaklanması nedeniyle, mevcut olan bu illere 14 ilçe daha eklenerek ülkemizdeki il sayısı bu şekilde 81’e yükseltilmiştir. Şimdi geldiğimiz noktada ise, siyasal partiler il yapma vaadini oy oranlarını arttırabilecek bir propaganda aracı olarak değerlendirmektedirler. Her ne amaçla ortaya atılırsa atılsın bu tip haberler, il olmak isteyen ilçelerin heveslerini ve iştahlarını kabartmaktadır. Bazı ilçelerin ise, il olabilmek hevesi uğruna lansman gibi, billboardların il olma talebiyle afişlerle donatılması ve araç giydirme gibi pahalı Halkla İlişkiler ve tanıtım etkinlikleri düzenledikleri görülmektedir. Ancak bilinmelidir ki, bu tip çabalar, hedefe ulaşma garantisi olmayan, içi boş ve nafile çabalardır. Çünkü ülkemizde iller ancak ve sadece yasa ile kurulabilmektedir. Bu konudaki ilgili mevzuat kısaca şu şekilde düzenlenmiştir. Bilindiği gibi, halen yürürlükte olan 1982 Anayasanın ‘İdarenin Bütünlüğü ve Kamu Tüzel Kişiliği’ başlıklı 123. maddesinde; “İdare kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” Denilmektedir. Yine Anayasamızın “Merkezi İdare” başlıklı 126. Maddesinde ise; “Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.” Hükmü mevcuttur. Anayasanın söz konusu bu hükmüne dayanılarak çıkartılan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 1. maddesinde ise; yine Anayasanın yukarıda belirtilen 126. Maddesine aynen atıf yapıldıktan sonra 2. maddesinde, il, ilçe ve bucak kurulması, kaldırılması, adlarının, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi aşağıda gösterilen kurallara bağlanmıştır; (a) İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir İl'e bağlanması kanun ile; gerçekleştirilir hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen bu hükümler de açık ve kesin olarak göstermektedir ki, Türkiye’de il idarelerinin kurulması yetkisi, kanun koyucu organa, yani TBMM’ye verilmiştir. Bunun dışındaki hiçbir organın il idaresi kurma yetkisine ve gücüne sahip değildir. Türkiye’de il idaresi sistemine ilk olarak Fransız sisteminden adapte edilerek 1864 yılında çıkartılan “İdare-i Vilayet Nizamnamesi” ile geçilmiştir. Bugünkü mülki idare sistemimizin temeli, sonradan bazı ufak tefek değişiklikler yapılmakla birlikte yine bu 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesine dayanmaktadır. Cumhuriyet döneminde bütün sancaklara vilayet adı verilmiş ve günümüzdeki il, ilçe ve bucak düzenine geçilmiştir. Bu dönemde il sayıları sürekli olarak artmıştır. Ancak, ne yazık ki bu artışlar yapılırken Anayasada belirtilen ilkelere uyulmamıştır. Yeni illerin sınırları çoğunlukla tarihsel, geleneksel oluşumlara ya da siyasal ve güvenlikle ilgili etmenlere göre çizilmiştir. Ne yazık ki, bugüne kadar uygulanan bu yöntem, istenilen başarılı sonuçları verememiş ve il yapılan ilçelerin yeterince gelişmesi sağlanamamıştır. Bu nedenle, geçmişte yapılan bu gibi yanlışlardan gerekli dersler çıkartılmalı ve yerleşim yerlerinin keyfi, kişisel ve özellikle de sadece siyasal kararlarla il yapılmamasına gereken özen gösterilmelidir. Bundan sonra il olabilecek ilçeler saptanırken; il adayı ilçelerin nüfus ve gelişmişlik düzeyleri, etkilediği alanlar, ekonomik potansiyelleri, eğitim, kentleşme, ulaşım olanakları, halkın il olma beklentileri ve bu amacı gerçekleştirme güç ve iradeleri, diğer illerle olan ekonomik, yönetsel ve kültürel ilişkileri gibi birtakım ölçütler göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkemizde ilçeler genellikle, merkezi devlet bütçesinden daha fazla pay alabilmek, çeşitli yatırımları çekebilmek, kamuda çalışan işçi ve memur sayılarını çoğaltabilmek ve kentin ekonomik ve sosyal refah düzeyini arttırabilmek gibi çok çeşitli amaçlarla il olma yolunu tercih etmektedirler. Bu amaçlar başlangıçta, gerekli kamu hizmet binalarının inşaatına başlanması dolayısıyla kısmen gerçekleşmekte ama, kısa süre sonra her şey yine eskisine dönmektedir. Sadece tabelaların değişip, ilçe yerine il yazılmasıyla, kaymakamın gidip yerine valinin gelmesiyle istenen gelişmişlik ve kalkınmışlık düzeyi kendiliğinden gerçekleşememektedir. Bunun için çokça çalışılması, üretim yapılması, ekonomik değer yaratılması, eğitim ve kültür düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir. Gazetelerden öğrendiğimize göre, halihazırda 143 ilçe il olabilmek için gerekli girişimlerde bulunmuş ve sıraya girmiştir. Geçecek zaman içerisinde bu sayının daha da artacağı söylenebilir. Böyle bir durumda, yapılan il olma başvurularının hepsinin aynı anda karşılanmasının mümkün olamayacağı kendiliğinden anlaşılmaktadır. Sonuçta hangi ilçelerin il olma hayalini gerçekleştirip sevineceklerini ve hangi ilçelerin ise, il olma umutlarının başka baharlara kalacağını elbette ki zaman bizlere gösterecektir. Ne çare ki şimdilik, umutla beklemekten başka bir seçeneğimiz bulunmamaktadır.