Yıl 2008. O zamanlar Ankara Üniversitesi'nde öğrenciyim. Üniversitelerin üniversite olduğu zamanlar. Özgürlük var, demokrasi var, ekonomi henüz çökmüş durumda değil. 1 Dolar 1.2 TL. Aylardan mayıs. Üniversitenin bahar şenlikleri zamanı. Her gün Cebeci'den Tandoğan'a yürüyoruz. Öğlenden başlıyoruz içmeye. Tabii o zamanlar üniversite içerisinde alkol almak serbest. Hatta şenlikler dolayısıyla standlar kuruluyor alkol satışı için. Çeşitli eğlenceler, etkinlikler oluyor her yerde. Akşama dogru merkez kampüste konserler başlıyor. Hiç unutmam Volkan Konak konseri olduğu gün, yine erkenden gitmişiz nevalemizi alıp. Mahşeri bir kalabalık var. Volkan Konak çıkıyor sahneye sonrasında. Döktürüyor, şiirler, şarkılar... Yanımdakilere "Ben gidiyorum diyorum". "Nereye?" diyorlar. "Sahneye çıkacağım." diyorum. İnanmıyorlar, gülüyorlar. Alkolün ve gençliğin verdiği enerjiyle, kalabalığı yara yara ilerleyip, sahne önündeki barikatlara kadar gidiyorum. Sahne ile aramda birkaç metre mesafe ve güvenlikler var. Fırsat kollayıp boşluk bulduğum ilk anda barikattan atlıyor ve uçarak sahneye giriş yapıyorum. Güvenlikler hızlıca indirmeye çalışıyorlar ama Volkan Konak engel oluyor. "Bırakın." diyor, yanıma geliyor ve sarılıyoruz. "Deli misin?" diyor, gülüyoruz. Birlikte şarkı söylüyoruz sonrasında. Daha doğrusu o söylüyor, ben de çirkin sesimle eşlik etmeye çalışıyorum. Sonra vedalaşıyoruz ve sahneden aşağı atlıyorum tekrar. Arkadaşlarımın yanına doğru ilerliyorum. Arkamdan "Habu uşak deli." diye bağırıyor, gülerek. İşte böyle bir anım olmuştu Volkan Konak'la. Kendisini anarken, sizinle de paylaşmak istedim.

Geçtiğimiz gün kaybettik, Kuzeyin Oğlu Volka Konak'ı. Işıklar içinde uyusun. Şimdiki sanatçı bozuntularının aksine, her zaman dik duruşuyla hatırlanacaktır. Doğru bildiklerini savunmaktan asla çekinmeyen biriydi. "Atatürk'ü sevmeyen benimle ahbaplık etmesin." diyerek çizgisini her zaman belli ederdi. Toplumsal olaylar söz konusu olduğunda, öyle göstermelik bir iki kelam edip susanlardan hiç olmadı. Haksızlık karşısında susmaz, cumhuriyetin değerleri söz konusu olunca sesi çok yüksek çıkardı. “Biz Türkiye’nin içindekileri sevdik, insanıyla, otuyla, akarsuyuyla, kayan yıldızlarıyla... Şunu da söyleyeyim; bestelerimi beğenmezseniz size kırılmam, sizle ahbaplık edebilirim. Tuttuğum takımdan hoşlanmayabilirsiniz, sizle ahbaplık edebilir, bir masada yemek yiyebilirim. Sevdiğim ya da çıktığım kadından hoşlanmayabilirsiniz, sizle ahbaplık edebilirim. Ama Mustafa Kemal’i sevmeyen bir insanla ahbaplık edemem, onun dostu olamam. Çünkü Mustafa Kemal uygarlıktır, çağdaşlıktır.” diyen biriydi. Son dönemlerde yaşadığımız hukuksuzluklara karşı da sesini en yüksek perdeden duyurmaya çekinmedi elbet, her zaman olduğu gibi. 'Başıma bir şey gelir mi, tepki alır mıyım?' diye düşünmedi hiçbir zaman.

Bir de piayasadaki sanatçı bozuntularına bakıyoruz. Ülkede anayasa ayaklar altına alınmış, milletvekilleri, parti liderleri, cumhurbaşkanı adayları, üniversite öğrencileri tutuklanmış. Neredeyse 81 ilde herkes sokağa dökülmüş; gencecik çocuklar adaletsizliğe karşı direniyor, protesto ediyor, boykot yapıyor gücü yettiğince. Fakat sanatçı bozuntularından ses çıkmıyor. Böyleleri ile Volkan Konak gibi gerçek sanatçıları tabii ki aynı kefeye koymuyoruz, koymayacağız. Göstermelik tepkilere de aynı şekilde yaklaşacağız hatta. Bazı kendini çok zeki sanan sanatçı bozuntuları, iktidar ve yandaşlarından korktuğu gibi, muhalif kitlelerin tepkisinden de korktukları için Atatürk'ün arkasına sığınıp, resimlerini ve sözlerini paylaşarak insanları kandırabileceklerini düşünüyorlar. Sanırsın Atatürk tutuklanmış. Böyle basit taktikleri yemiyoruz maalesef. Ya açık açık karşı çıkacaksınız haksızlık ve hukuksuzluklara, ya da günü geldiğinde yok olup gideceksiniz. Artık öyle bir döneme girdik. Yok öyle 'sessiz kalayım, belki beni görmezler' demek. İsmini anmak istemediğim birisinin zamanında dediği gibi, "taraf olmayan, bertaraf olur." şeklinde bakıyoruz artık biz de. Sanatçı dediğin ses çıkaracak, halkın, ezilenin, zulme uğrayanın yanında duracak ya da sonuçlarına katlanacak!

Lafı fazla uzatmayacağım. Böyleleri üzerine çok da konuşmaya gerek yok. Volkan Konak ise sapasağlam, dimdik bir çınar gibiydi. Ağaçlar ayakta ölür derler ya. O da bir ağaç gibi sahnede, en sevdiği işi yaparken hayatını kaybetti. Alnı ak, başı dik, eğilmeden, bükülmeden göçtü gitti bu dünyadan. Fakat sadece bedenen terketti buraları. Bıraktığı mirası, mizacı, türküleri, şiirleri, vatan sevgisi, dik duruşu hep hatırlanacak ve hiç unutulmayacak. Sosyal medyada kendisine hakaret ve küfür eden troller, Akit gibi paçavraların yazdıklarını da gördüm elbet. Bir çift laf edeyim onlar için de. Onlara diyeceğim şudur ki, az kaldı merak etmeyin. Hepinizle hesaplaşacağız. Sadece sizinle de değil üstelik. Ülkeyi soyan, adaleti ayaklar altına alan ve onlara destek olan aparatlarla da hesaplaşacağız. Yetmeyecek! Sessiz kalanla da hesaplaşacağız, sesi gür çıkmayanla da... Ne mutlu şu dünyadan Volkan Konak gibi baş eğmeden, dimdik göçüp gidenlere... Işıklar içinde uyu Kuzeyin Oğlu.