Zaman hızla akıyordu. Dünya yine aynı ahenginde dönüyordu. Hızla akan zaman içinde, hızla tükeniyordu ömürler. İnsanoğlu, hayatının penceresinden farklı farklı hayatları izliyordu. Farklı ümitlerle, hayallerle başlardı her gün. Sonra bir şeyler oldu. Sanki zamanın akışı durdu. İnsanoğlu aynı kabusu görür oldu. Penceresinden baktığı hayatlarda, aynı ümitsizliği, aynı korkuyu, aynı endişeyi izler oldu. İzlediği filmlerdeki ve okuduğu romanlardaki distopya gerçeğe dönüşmüştü. Üstelik herkes bu filmin başrol oyuncusuydu. Korkuydu ana tema.
           İnsanoğlu kapıldığı korkunun etkisiyle, çekiliyordu kendi dünyasına. Her gün biraz daha çaresiz, yalnız ve ümitsiz. Yalnızlaşan dünyanın, renkleri soluyordu birer birer. Soğuk rüzgarlar esiyordu ruhların dünyasına. Ayak sesleri duyuluyordu ve ölümün hangi adresi seçeceği bilinmiyordu. Çaresizlik, binlerce insanın kapısını çalıyordu. Binlerce insan küçücük bir virüsün karşısında diz çöküyordu.    
           Dünyanın her yerinde ölüyordu insanlar. Üstelik bu yaşananlar bir distopya değil bir salgının rüzgarıydı. İnsanoğlu, evlere kapanıyordu ve çaresiz yaşamlarını evlere sığdırmaya çalışıyordu. Yaşamı anlamlı ve güzel kılan tüm paylaşımlar geçmişte kaldı. Ümitle geleceğe bakmanın, kaygısızca çalışmanın, üretmenin, acıları da sevinçleri de paylaşmanın zevki, insanlığın elinden kayıp gidiyordu. İnsanoğlu, kalabalık sofralarda yenen yemeklerin lezzetini, birlikte dinlenen şarkıların hazzını kaybedince, kendine sorar oldu: Sahi, hayat eve sığar mı? 
    Pek çok şey öğretti bu geçen zaman. İnsanlık, bir virüsün neler yapabileceğini görünce, bilimin kapısını çaldı. Biliyordu ki bu karanlık günleri aydınlatacak tek güç bilimin gücüydü. Ümitle sarıldı bu güce ve aradığı ışığı buldu. Belki de sıradanlaşan yaşamları sorgulatmak için başlamıştı bu salgın. Eve sığdırılan yaşamlarda, kısıtlanmışlık ve tükenmişlik duygularının esaretine kapılmıştı insanlık. Enikonu düşünmek, yaşadığı her anın ne kadar değerli olduğunu anlamak, alınan her nefes için şükretmek ve yaşamın bir mucize olduğunu göstermek içindi bütün bunlar. 
           Salgın tüm dünyaya asla unutamayacağı bir ders vermişti vermesine ama her şeyin son bulacağını ve bu kabusun biteceğini bilen insanlık, bir süre daha hayatı eve sığdıracaktı. Karanlıkların sonunda nice güneşler doğacak, nice  umutlar yeşerecek, nice hayaller hayat bulacak; insanoğlu, yaşama maskesiz ve kaygısızca tebessüm edecekti.
Not: Unuttuğumuz pandemi günlerinin karamsar havasında yazılmış bir yazı. Umarım bir daha böyle sıkıntılı günler hiç yaşanmaz.