Ahlak (insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü, Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları) ve adalet (Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması veya Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme ) çoğu zaman dilimizden düşürmediğimiz kavramlar. Hz. Ömerin adaleti ise sıkça örnek verilen bir husus. Ancak, kişisel yaşamlarımıza dönüp baktığımızda hangimiz karar verici mertebesinde olduğumuz vakalarda gerektiği kadar adil davranıyoruz?
Mesela bir Japon mühendis yaptığı köprüde çıkan teknik bir sorundan kendisini sorumlu tutarak harakiri yapıp kendini öldürebiliyor. Ya da rüşvet yediği anlaşılan onurlu bir yönetici de ben artık toplum içine çıkamam deyip canına kıyabiliyor. Almanya da bir milletvekili özel gezisi ile ilgili uçak biletini kamu bütçesinden karşıladığı anlaşılınca istifa ediyor ya da ettirilebiliyor. ABD'de bir Devlet Başkanı yalan söylediği için savcı karşısına çıkıp hesap verebiliyor.
Daha yüzlerce örnek bulmak mümkün. Ancak, bazı geri kalmış ülkelerde durum nasıl? Ya da Rusyada ya da Ortadoğu ülkelerinde veya Afrika da ??!! Ne yazık ki buralarda durum oldukça farklı işliyor.
Yurttaşların bilinç düzeyinin düşük olması, Sivil Toplumun ve medyanın zayıf olması vb nedenlerle etkin bir denetim mekanizması da yok yargıda yetersiz.
Dolayısıyla hem ahlaki deformasyon var hem de adalet mekanizması sağlıklı çalışmayınca suçlar cezasız kalıp bu yollar adeta teşvik ediliyor. Bu nedenle bir toplumda aile içinden başlamak üzere ; eğitim sisteminde ahlaklı yurttaş yetiştirmenin önemine vurgu yapmak gerekir. Burada kadınların eğitimi ise özel bir anlam taşımaktadır. Çünkü, hepimizi yetiştiren bir annedir ve o ne kadar bilgili olursa yetiştirdiği nesiller o kadar bilgili ve iyi ahlaklı dolayısıyla da adil olurlar. Bu sağlanmadan dürüst yöneticiler kendilerini yeterince güçlü hissetmezler ve yapılan yolsuzluk ve suiistimallerin üstüne gidemezler. Hatta yargı da ürkek davranır. Ve dolayısıyla da ülkelerinin de iki yakaları bir araya gelmez.
Bir an için hayal edin lütfen; ülkemiz de ya da gelişmekte olan başkaca ülkelerde gerek parlamenterler gerekse yerel yöneticiler ve bürokratlar dürüst ve çok çalışsalar ülkeler çok farklı yerlerde olmaz mı? Hem de bu durumda haksız kazanç engellendiği için de sınıflar arasındaki gelir uçurumu da bu kadar açılmaz. Gelir daha adaletli bölüşülür. Toplumun geniş kesimlerine beslenme, barınma , sağlık ve eğitim gibi temel konularda yeterli kaynak ayrılabilir.
Öyle ya Dünya hepimiz için güzel ve mutluluk verici olmalı. Temel yaşamsal ihtiyaçları karşılanmayan milyonlarca insan varken mutlu olmak mümkün mü? Bence değil. Peki ya sizce?
İÇEL TV+SUN TV DE VİZYONER PROGRAMIM
Bugün İçel TV de 4 yıldan beridir yapımcılığı ve sunuculuğunu üstlendiğim VİZYONER programımın konuğu; aynı zamanda Mersin Üniversitesi Rektör Yardımcısı da olan Prof Dr Mehmet İsmail YAĞCI idi. Kalkınma Ajansı tarafından yapılan ve çok değerli gördüğümüz ' Türkiye genelinde ilçelerin sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyini gösterir 'bir çalışma üzerinde konuştuk. Bir Belediye Başkanının kendi başarı düzeyini ölçmek için yararlanması gereken ve ona iyi bir baz teşkil edebilecek bir çalışma. Göreve başladığımda ilçeyi devir aldığımda nasıl bir durumdaydı , 5 yıl sonra ben yaptığım çalışmalarla nereye taşıdım. Bu tür kriterler olmadan kendisine başarılı ya da başarısız demenin bir anlamı yok bence. Bunu bilimsel bazda görmek isteyen Belediyelerimize hodri meydan diyorum.
İsmail hocamla ileriki programlarda tek tek İlçe Belediyelerimizi masaya yatırıp bir çok kriterlere göre başarı ya da başarısızlıklarını ölçerek kamuoyuna açıklayacağız.
Her hafta Salı günü saat 16.00 da İÇEL TV de canlı olarak ve de her Çarşamba günü de saat 16.00 da SUN TV de tekraren sizlerle olmaya devam edeceğim. Beklerim.