Alman filolog ve filozof Friedrich Nietzsche’nin felsefesinin bu kadar yanlış yorumlanmasının nedenleri nelerdir?
Nietzsche, bize göre insanlık tarihinin en iyi lirik(çoşkulu) yazı yazan filozofudur. Ve tartışmasız olarak insanlığın şu ana kadar çıkardığı en büyük filozoftur. Yazdığı metinler o kadar yoğun alt anlamlara sahiptir ki ancak defalarca okunduğunda metnin ihtiva ettiği manalara belli bir ölçüde nüfuz edilir. Başka birinin 40-50 sayfada ifadeye kavuşturacağı bir kavramı bir paragrafla izahını yapacak kadar büyük bir dehaya sahipti. Yanlış anlaşılıp; yanlış yorumlanması da sahip olduğu bu dehası nedeniyledir. Çünkü yanlış anlaşılmak dahilere özgü bir durumdur. Vasat(ortalama) bir yazarın yanlış anlaşılmasını gerektirecek bir durum yoktur. Çünkü o topluma uygun davranışların ve üretimlerin kaygısındadır. Dahi ise rahatsız edici ve ezber bozucudur. işte bu yüzden toplum, dehayı anlamaktan uzaktır; çünkü o vasata uygundur. Ve bu durum toplumu o dahiye karşı düşmanca bir tutuma sevk eder. Çünkü insan(lar)ın doğasın da bilmediğine, anlamadığına karşı düşmanca davranışlar sergileme eğilimi vardır. Öte yandan bu ilişkinin diğer tarafı olan dahi ise topluma rağmen, toplumun çıkarını düşünerek, üretimlerini gerçekleştirmeye devam eder. Bu belirlemelerden de anlaşılacağı üzerine toplum ve dahi arasında çatışmalı bir ilişki dinamiği ortaya çıkar. Bu durumda hükmü, önünde sonunda en büyük müfessir (yorumcu) olan zaman verecektir ve 'dahi’nin hakkını teslim edecektir. Fakat genel bir istatistiki bilgi olarak o dahi, artık yaşamıyor olacaktır. Asıl trajedi de bu noktadadır. Diğer tüm dahiler gibi Nietzsche’nin de başına gelen bu olmakla birlikte, filozofun yaşadığı asıl büyük felaket, kitaplarının Nazi ideolojisinin kutsal metinleri haline gelmesidir. Düşünürün, yeni bir insan formu olarak tasavvur ettiği ‘üst insan’ kavramını Nazilerin lideri Hitler, ‘Üstün Alman Irkı’ olarak yorumlayıp; insanlığa büyük trajediler yaşattı. İkinci olarak Naziler, Nietzsche’nin’ irade gücü’ kavramını ‘hükmetme istenci’ olarak yorumladılar. Bu fikirsel saptırılma insanlığın Nietzsche’yi anlamasını daha da zorlaştırdı.
Aslında Nietzsche, doğuştan bir mistikti. Fakat doğduğu coğrafya onunda kaderini büyük oranda etkilemişti. Batı da değil de Doğu medeniyetinde doğmuş olsaydı, tarihin en etkileyici mistiklerinden biri olurdu. Mistik doğası, onun lirik tarzda yazılar yazmasında belirgin şekilde dışa vurmakta. Bu büyük zihin, 'insanlığın bilincini' düşünce yoluyla sonsuzluğa açan birkaç 'cins' kafadan biriydi. Fikir çilesi çekmiş diğer çok büyük dahiler gibi Nietzsche’de nihayetinde düşünmenin sınırlarını zorlayarak mantığın uçurumundan düşüp; erken yaşta delirmişti. Batıda düşünürlerin delirmesi çok normaldir. Çünkü Batı insanı kafada yaşar; kalbi inkar eder. Kafa dolup; kalbe taşamaz ve taşınamaz ise nihayetinde delirme meydana gelir. Doğu da düşünürlerin delirmesi çok nadirdir. Çünkü kafayla birlikte kalpte aktiftir. psikolojik dengeleniş böylelikle gerçekleşir.
Nietzsche’nin yazarken yoğun anlam içeren ‘aforizma’ şeklinde ifade tarzındaki maksadı nedir?
Psikologların dünya genelinde yaptıkları araştırmalara göre insanlığın ortalama zeka yaşının 13-14 yaş civarında olduğudur. Haliyle bu IQ ortalamasına sahip bireylerin, böylesine yüksek ve olgun bir zekanın üretimlerini anlamaması gayet normaldir.
Bu yüzden de Nietzsche, yazılarının hedef kitlesini ortalama zekanın üstündeki insanlar olarak belirlemişti. Bu nedenle de toplumun onu anlayıp anlamaması noktasında pek bir kaygıya sahip değildi. Gelecekte anlaşılacağının farkında olarak alabildiğine yoğun ve derinlikli metinler kaleme almıştı.
En az dört yazıyla daha bu büyük dehayı ve fikirlerini tartışmaya devam edeceğiz...